<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037</id><updated>2012-02-19T04:08:53.950-08:00</updated><title type='text'>İnsan ve Gezgin</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>15</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-1778368873222270741</id><published>2012-02-18T08:37:00.026-08:00</published><updated>2012-02-19T04:08:53.960-08:00</updated><title type='text'>Tam da Bank of Amerika’nın önünden geçtiğimiz sırada arkadan hızla gelen ve bize çarpmamak için fren yapan otobüsün lastikleri asfaltta ergimişti...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-A-VTTeK3Zo0/Tz_UK9lZnwI/AAAAAAAAGcU/oONXmrB_gbY/s1600/CIMG0066.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-A-VTTeK3Zo0/Tz_UK9lZnwI/AAAAAAAAGcU/oONXmrB_gbY/s320/CIMG0066.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710516137324289794" /&gt;&lt;/a&gt;Hangisi ve neresi olduğunu bilmediğim karanlık bir kentten kaçış planı yaptığım sırada New York’da olduğumu öğrendim. Üşüyor ve korkuyordum. Yorulmuştum. Yön duygumu yitirdiğimi anladığımda korkum iyice arttı. Belki de yönler değişmişti, bilemiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonu yoktu yanımda. Zaman konusunda kavrama yeteneğimi zorladım ve dillerini anlamadığım insanlar arasında yalnız, tek başına kaldığımı gördüm. Işıklar çok hızlı küçükten büyüğe doğru bir yanıp bir sönüyordu. Büyük ışıklara sıra gelince gözlerimi kapatıyordum.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-_QgqCcCNGTA/Tz_Us8zgutI/AAAAAAAAGcs/lLizmi267lc/s1600/CIMG0090.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-_QgqCcCNGTA/Tz_Us8zgutI/AAAAAAAAGcs/lLizmi267lc/s320/CIMG0090.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710516721230592722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçışmalı devinimler, arka arkaya düşen gölgelerle koşuşma ritmi ve kulaklarıma ulaşan sesler çoğaldığı sırada, azgın bir denizin kıyıdaki kayalara vuruşu gibi patlayan ve tıslayarak geri çekilen darbe sesleri sıklaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan uzaklaşmak için geriye, geldiğim yöne doğru koşmayı denedim. Karşıdan karşıya geçiş için konulan ışıklarda kırmızı ve sarı renkleri yer değiştirerek bir çakıp bir sönüyordu. Oralarda karşı yola geçmek için davrandım ve sarı ışıklara bakarak yola indim. Ben yolun ortasına indiğimde ışıklar kırmızıya geçmişti.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-vpndoyRqaws/Tz_VQcvpOVI/AAAAAAAAGc4/y5NQszW5Opw/s1600/CIMG0091.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-vpndoyRqaws/Tz_VQcvpOVI/AAAAAAAAGc4/y5NQszW5Opw/s320/CIMG0091.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710517331099728210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçış ritmimi sürdürdüm sırada yoğun bir trafik akışına düştüğümü gördüm.&lt;br /&gt;Cankurtaranlar, yangın yerlerine yetişmek için siren sesleriyle yolu dolduran cüsseli araçlar, yönü belirsiz bir kargaşayı simgeliyordu. Yolun karşısına geçmekte zorlandım bir süre. Kapılarına dek dolu karanlık otobüsler, karartılmış dönemeçlerde hayalet gölgeleri gibi titreyip ileri geri giderek üstüme geliyor ve tam orta yerde bana çarpacağı sırada yere mıhlanır gibi durma alıştırmaları yapıyorlar sanısınına kapıldım o sırada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüsün içinde insanlar değil de gölgelerden silüetler çığlıklar atarak ileri fırlamak isteklerini anlaşılmaz mimlerle bana belirtmek istiyorlar izlenimi edindim. İtfaiye araçlarından sarkan hortumlar, yol boyu bir zincir gibi salınan otobüslere su sıkarak yolu temizleyecek gibi kükreyerek geçip gidiyordu o kargaşada yine de.&lt;br /&gt;Birbirlerini ezerek koşuşan ve yumak olmuş insan gölgelerinden yükselen çığlıkları yutan siren seslerine göre yön seçmeye karar verdiğim anda kendimi otobüslerden birisinin önünde buldum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ben bu gölgelerden birisi ve hem de tümü olduğumu anladığım sırada otobüs freni patlamış gibi dördüncü vitese geçti. Nereye gidiyor bu tren, diye bir çığlık sesi öteki çığılıkları ve tüm sirenleri bastırdı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-1G3AmHsAdQs/Tz_WaDDQvbI/AAAAAAAAGdQ/uBq8QrJYJwY/s1600/CIMG0077.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-1G3AmHsAdQs/Tz_WaDDQvbI/AAAAAAAAGdQ/uBq8QrJYJwY/s200/CIMG0077.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710518595513007538" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep bir ağızdan: tren değil yuvarlanarak giden bir otobüs içindeyiz ve rehin alındık galiba diye öteki yolcular, koro halinde ezberle yetişmiş okul çocukları gibi gürlediler. Bu gürleyiş gök yüzüne doğru yükselirken, gökdelenler titreyerek sallanıyordu. Yoksa Zeus mü gürlüyor yukarıda diye anlamaya çalıştığım sırada başka şeyler oldu. Yol iyice doldu ve yukarıdan kül yağmaya başladı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-nZiMDpeYWDw/Tz_WoupX6WI/AAAAAAAAGdc/mswoYNnU-G4/s1600/CIMG0085.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-nZiMDpeYWDw/Tz_WoupX6WI/AAAAAAAAGdc/mswoYNnU-G4/s200/CIMG0085.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710518847733754210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam da Bank of Amerika’nın önünden sıyrılıyorduk ki, arkadan gelen bir başka otobüs hızla geldi ve öne geçti ve durdu. O sırada vakitsiz çan sesleri mi yoksa minarelerden miktofonlarla çağlayan vakitsiz ezan sesleri mi tam anlaşılmayan tuhaf bir uğultu ayyuka çıktı. Nesnesiz bir uğultuydu bu fakat metalik tınılarla gövdeme giriyor ve oraya yerleşiyordu bu sesler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesnesiz ve öznesiz bu uğultu, bir karabasan imiyle maddesiz bir boşluğun içinden fırlayarak geldi ve üstüme abandı kısa bir süre. Manyetik titreşim içindeydim ve gövdem radyasyonla yüklenmekteydi. Bu manyetik dalgadan çıkamıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuleler çöküyorlar üzerimize diyen, Çinli sürücü otobüsü bırakıp kaçmaya yeltenmek üzereydi. O giderse, bu otobüsü kim çıkarır Manhatten dışına, diyen daha yüksek tınılı başka bir ses çıktı. Böylece bir otobüste olduğumu ve kent dışına kaçmaya çalıştığımı anladım.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-us16jvqG9dg/Tz_WNAxbASI/AAAAAAAAGdE/EgyWmba2OAk/s1600/CIMG0078.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-us16jvqG9dg/Tz_WNAxbASI/AAAAAAAAGdE/EgyWmba2OAk/s200/CIMG0078.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710518371563012386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz birlikte, Çinli sürücünün çevresinde şövalyelere giydirilen zırh gibi kenetlendik.  Çinli sürücü iki ileri bir geri vitesi ile yaylanıp yola çıkacağı sırada, yanımızda motoru çalışmayan öteki otobüsten çığlıklar yükseldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan o ki, Tam da Bank of Amerika’nın önünden geçtiğimiz sırada arkadan hızla gelen ve bize çarpmamak için fren yapan otobüsün lastikleri sıcak asfaltta ergimiş ve motoru asfalta inmişti. Gölgeler halinde yolcular açağıya döküldüler. Evet! Motoru asfalta çöken ve üstelik eriyik lastikleriyle yolu da çökerten ve asfaltı tutuşturan bu otobüsü görüyordum. Asfalt cayırtılarla yanıyor, üstünde ne varsa tutuşturuyordu. Gölgeler halinde aşağıya inmiş yolcular, halatlarla ileri doğru sürüklemek, bu alev almış otobüsü çekip hendekten çıkarmak için gayrete geldiler.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-4JZ4kPj8IM8/T0Dk2tibloI/AAAAAAAAGd0/oy1pRTGQMtk/s1600/CIMG0081.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4JZ4kPj8IM8/T0Dk2tibloI/AAAAAAAAGd0/oy1pRTGQMtk/s200/CIMG0081.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710815956093867650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadan bir saltanat arabası gibi itilen ve hemen neredeyse bize bitişik bu otobüs bir an kendisini saran alevleri yutarak çalışır gibi tekledi ve motoru harekete geçti. Alevleri yutunca enerjisi geri gelen aküsü dolan otobüs kalkmaya başladı. Yolcular ite kaka yola çıkardıkları otobüse arka kapılardan dalmaya yeltendiler. Nedense arka kapı açılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güçleri yetmedi kapıyı kırmaya. Doğu Irmağı ile öteki ırmağın taştığını görüyordum. Yükselen sular Manhattan’i silip süpürüyordu. Açılan ön kapıdan yeni yolcular ellerinde tarihleri silinmiş biletlerle, akın akın otobüse girdiler.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-bmWMXSCJVJc/T0DlxQvN1YI/AAAAAAAAGeA/T89dIooEay0/s1600/CIMG0075.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-bmWMXSCJVJc/T0DlxQvN1YI/AAAAAAAAGeA/T89dIooEay0/s200/CIMG0075.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5710816961975145858" /&gt;&lt;/a&gt;Bu sırada otobüsü iterek harekete geçiren önceki yolcuların yeniden sıraya girmeleri istendi bu sırada. Oysa otobüste oturacak yer kalmamıştı ve çinli sürücü ayağa kalkarak, otobüsü itmek için inen yolculara seslendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki saat sonra başka bir otobüs gelecek ona bineceksiniz. Ekledi: yer varsa tabii...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 26 Aralık 2011, New York New York.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-1778368873222270741?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/1778368873222270741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2012/02/hangisi-ve-neresi-oldugunu-bilmedigim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/1778368873222270741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/1778368873222270741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2012/02/hangisi-ve-neresi-oldugunu-bilmedigim.html' title='Tam da Bank of Amerika’nın önünden geçtiğimiz sırada arkadan hızla gelen ve bize çarpmamak için fren yapan otobüsün lastikleri asfaltta ergimişti...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-A-VTTeK3Zo0/Tz_UK9lZnwI/AAAAAAAAGcU/oONXmrB_gbY/s72-c/CIMG0066.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-4885676388750686023</id><published>2011-12-25T20:22:00.001-08:00</published><updated>2012-02-19T04:05:11.118-08:00</updated><title type='text'>New York, Manhattan geometriler gizemciliği ışıktan sırlı labirentler kenti, bu kez bir kaçış gibi şaşkınca karşıldı beni...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-Fw_9dpeQ7ZU/Tvf29rc7nfI/AAAAAAAAGYA/BE8ic4ZcahM/s1600/CIMG0086.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Fw_9dpeQ7ZU/Tvf29rc7nfI/AAAAAAAAGYA/BE8ic4ZcahM/s200/CIMG0086.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690288193702436338" /&gt;&lt;/a&gt;New York daha önceleri kristal bir kent imgesi ile yer etti zihnimde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün durum böyle mi, değil mi?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Rüyalarla karılmış kristal bir beden gibi, ışıktan geometriler, kristal piramitler kenti Manhattan dedim yirmi beş yıl önce ilk geldiğimde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayıklar gibi söylenerek; neden bu denli geç geldin, dedi geceleri rüyalarıma giren bu kent.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-dj1Yb_MSyUk/Tvf4LiBiaGI/AAAAAAAAGYY/tp3s4FPiWDE/s1600/CIMG0098.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-dj1Yb_MSyUk/Tvf4LiBiaGI/AAAAAAAAGYY/tp3s4FPiWDE/s200/CIMG0098.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690289531201415266" /&gt;&lt;/a&gt;Geciktim evet! Geciktim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğanlı Dağlarını aşan bir yolda devedikenleriyle dizleri soyulan annesiz, yalnız ve kimsesiz çocuk uzun/ince köprülerden geçti ve yine de burada işte, dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adı New York, New York diye yüz yıl önce pastoral bir adada doğan ve bir kızılderilinin uçkun çocukluk rüyalarıyla yaşayan Manhattan sonunda bağrına bastı beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra araya tuhaf bir duvar gibi elde olmayan engeller konduruldu. Geciktim ikinci kez ve bu kent için verdiğim sözü yerine getiremedim. Sonunda bir şey daha oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işıyan duvarlarıyla her gelişimde beni düş dünyasına sürükleyen bu kent, bu kez nerede diye sordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara bir galaksi benzeri kendi içine akaduran bir gizem sarnıcı gibi, bu kent bu kez şaşkınca karşıladı beni.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-izB2PTP-7Gc/Tvf5MVBRckI/AAAAAAAAGYk/jZwFXWRVvBw/s1600/CIMG0097.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-izB2PTP-7Gc/Tvf5MVBRckI/AAAAAAAAGYk/jZwFXWRVvBw/s200/CIMG0097.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690290644402139714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu, dedim. Evet bu kez böyle oldu, dedi. Boynu derince ısırılmış gibi soluk almada zorlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Işıktan geometriler, piramitler kenti..' sanki gitmiş de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın işte ilk haber! İki yıl önce: Burada değişen hiç bir şey yok, demişim. Oysa bu kez farklı bir şey var! İlk haber, değişen çok şey var, diyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geometriler gizemciliği ışıktan sırlı labirentler, simgeler, metaforlar dünyası ile bakın işte şimdi, şunca yıl sonra yine yüz yüze geldim, diyeceğim sırada, bir de baktım ki karanlık saçan bir göktaşıyla geriye dönmüştü uzun gece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yaprak gibi arada sıkışıp kalmamak için koşuyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mannhattan tutma beni, yapacak başka işlerim var, dedim.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-hi2vpJXsJ5c/Tvf8mtAM9xI/AAAAAAAAGY8/UdNIGnX3i00/s1600/CIMG0120.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-hi2vpJXsJ5c/Tvf8mtAM9xI/AAAAAAAAGY8/UdNIGnX3i00/s200/CIMG0120.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690294396051584786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet kentten dışarı çıkmak istedim ve Çinli korsan otobüslerde o sıra oturacak yer verilmedi. Çince konuşan çok genç, ufak tefek uzun yüzlü, incecik bir adam, İngilizce konuşan iri yarı yolculara, iki saat sonra bir otobüs daha gelecek ve orada yer varsa sizi alacak, ne var bunda, sakince bekleyin, olmazsa bir sonrakinde yer olur, diyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki dünyanın batış filmi yaşanıyor, yoksul insanlar büyük kaçış için ucuz otobüslere koşuyordu. Evet, otobüste tek sürücü vardı ve o da Çince konuşuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biletlerini önceden almış oldukları halde, otobüste yer bulamayan amerikalı yoksul yolcular, otobüsün camına taş vurarak, paramızı geri ver, diye bağırıyor ve otobüsün hareketine engel oluyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York denilen, Manhattan diye ünlenen kenti, tıka basa dolu Çinli korsan otobüslerle mi terkedecektim… Ne tuhaf hazır olmadığım bir ikilem gibi bir siren bu. Şöyle bir siren!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de yaşamımda gecikerek geldiğim bu kentten, üstelik yazmaya söz verdiğim şeyleri yazmayarak, şimdi bu kenti acıyla terk edişimi hoşnutlukla yazmam isteniyor benden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de üstelik İsa'nın doğduğu bu 25 Aralık gününde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 25 Aralık 2011, New York New York.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-4885676388750686023?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/4885676388750686023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2011/12/new-york-daha-onceleri-kristal-bir-kent.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/4885676388750686023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/4885676388750686023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2011/12/new-york-daha-onceleri-kristal-bir-kent.html' title='New York, Manhattan geometriler gizemciliği ışıktan sırlı labirentler kenti, bu kez bir kaçış gibi şaşkınca karşıldı beni...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Fw_9dpeQ7ZU/Tvf29rc7nfI/AAAAAAAAGYA/BE8ic4ZcahM/s72-c/CIMG0086.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-4856598541383700857</id><published>2011-03-06T05:42:00.000-08:00</published><updated>2011-03-07T08:18:59.678-08:00</updated><title type='text'>Buenos Aires ve tango!  Nedir tango? Kıvrak bir coşku, naz ve utangaçlıktır tango..  Özde, nüfus hareketleri ve kültür; İkinci bölüm.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-2195Jw_0HWc/TXOResefvLI/AAAAAAAAFp0/vxoNJzXDP28/s1600/SANY0117.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 170px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-2195Jw_0HWc/TXOResefvLI/AAAAAAAAFp0/vxoNJzXDP28/s320/SANY0117.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5580964319763348658" /&gt;&lt;/a&gt; Bir; masal devinin başı kesik, koltuk altında tuttuğu başla, tango yaparak yanıyor gövde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanıp yok olmak değil, yeniden yaratıyor kimliğini masal devi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki; masal, Buenos Aires ve çevresinde yaşayan on milyon insanı, geçmişe bağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç; güya bu tarz bir Tango ile özlemlerini açıklayıp zorlukları yenebiliyor bu göçmen ruhlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ruhumu bir süre Buenos Aires’de gezdirdim. Santa Maria Limanı’nda buldum kendimi. Dengeyi sağlayan kolların, bedenin yükünü çeken ayakların Tango aşkıyla nasıl coştuğunu orada gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir gerçeği, şöyle ki nüfus hareketleri ile oluşan yeni insanı anlamak için, on beş yıl önce yayınlanan izlenimlerimi sizinle paylaşıyorum. Göç olgusu nedir? Onu izleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 6 Mart 2011, Stockholm.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Czg1B48Y-I4/TXOW_tKkVeI/AAAAAAAAFqU/m1ggFzoQM90/s1600/Copy%2Bof%2BSANY0121.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Czg1B48Y-I4/TXOW_tKkVeI/AAAAAAAAFqU/m1ggFzoQM90/s400/Copy%2Bof%2BSANY0121.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5580970384442021346" /&gt;&lt;/a&gt;Kültür kimliği belirsiz bir masaldı ilk başlarda her şey. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür kimliği belirsiz olan insanların arasında, Tango’nun ötesinde hiçbir şey, kültür kimliğini belirlemeye yetmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans ederken ilkin varlığımızı belirtmek istiyorduk, sonra bazı şeyleri unutmak istiyor ve bir insan sıcaklığının gövdemize dokunmasını istiyorduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göçmendik çünkü. Başkaldırı ritüeli gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Tango bunun için Buenos Aires’de ‘Porteno Tangosu’ adıyla 1880 öncesi barlarda, kıyı meyhanelerinde doğdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tango öteki bir anlatımla bedenlerini ödünç veren kadınların yoğun olduğu eğlence yerlerinde doğup gelişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünki Corrales Viejos kıyı bölgesi ilk doğum yeri araştırmacılara göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkentin büyük limanlara sahip oluşunu belirtmek için, kültürel kimlik sorunu, öteki bölgelere oranla daha önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Porteno, bu anlamda Buenos Aires için, kültürel kimliksiz oluşu açıklamada kullanılır olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En altlarda yaşayanlar; liman işçileri, mezbahacılar, katırcılar ve sığırtmaçlar arasında gelişen Tango, giderek Portenolu’yu betimlemiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katırcıların ve sığırtmaçların kırsal kökenli şiirleri ve gitar bir zenginlik vermiş Tango’ya. (Sürecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-ZZKezU8-OWo/TXOTT9I3y5I/AAAAAAAAFqE/4QM_c6ycg14/s1600/Copy%2B%25283%2529%2Bof%2BSANY0117%2B-%2BCopy.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 128px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZZKezU8-OWo/TXOTT9I3y5I/AAAAAAAAFqE/4QM_c6ycg14/s200/Copy%2B%25283%2529%2Bof%2BSANY0117%2B-%2BCopy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5580966334280747922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tango’da erkek matadora dönüşebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ve fotoğraflar, Tekin Sönmez, 20 Şubat 1996, Hürriyet Gazetesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-4856598541383700857?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/4856598541383700857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2011/03/evet-ruhumu-bir-sure-buenos-airesde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/4856598541383700857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/4856598541383700857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2011/03/evet-ruhumu-bir-sure-buenos-airesde.html' title='Buenos Aires ve tango!  Nedir tango? Kıvrak bir coşku, naz ve utangaçlıktır tango..  Özde, nüfus hareketleri ve kültür; İkinci bölüm.'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-2195Jw_0HWc/TXOResefvLI/AAAAAAAAFp0/vxoNJzXDP28/s72-c/SANY0117.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-8952380401727491782</id><published>2011-02-14T04:03:00.000-08:00</published><updated>2011-02-14T05:48:42.721-08:00</updated><title type='text'>Arjantin ve Buenos Aires, Tango'yu ve nüfus hareketleri tarihini, göçmenliğin tarihini anlatır veTango ise 'Sevgililer Günü' nü anımsatır; 12. yazı...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-ZzANFBTJPUs/TVkj4DFZPUI/AAAAAAAAFeA/NlVYXzj1sz8/s1600/SANY0117%2B-%2BCopy.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ZzANFBTJPUs/TVkj4DFZPUI/AAAAAAAAFeA/NlVYXzj1sz8/s320/SANY0117%2B-%2BCopy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573525459655277890" /&gt;&lt;/a&gt;Arjantin Avrupalı nüfus hareketleri ile göçmenler tarafından yaratılan çok kozmopolit bir ülkedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buenos Aires hem başkent hem de Tango’nun kalbidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buenos Aires,(Bakire Meryem’den) 'İyi Rüzgarlar' anlamındadır. Buenos Aires’de hayat sadece futbol değil daha çok Tango’dur. Esta bien, iyi mi? Bueno, iyi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin’den söz edilir edilmez çokluk Tango unutulur. Geometrik paralel caddeler, renkli kahveler, aşk unutulur. Kimilerinin dudaklarında alaycı çizgiler belirir. Askeri darbe gibi belki Falkland Savaşı ile geri çekilen askerler, futbol falan... Bu tür hatırlatmalarla dudak bükülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Esta bien, doğru mu? No... pero si! Hayır... fakat evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tango ve Arjantin konulu bu dokümanter yazımın Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanmasının üzerinden on beş yıl geçti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün 14 Şubat 2011. Bu yazıya ve fotoğraflara yeniden dönüp baktığımda, gezgin ruhumun yer değiştirdiğini, evet boyutların değiştiğini görüyorum, fakat yazıda değişecek bir şeyin olmadığını da görüyorum. Aradan geçen on beş yıl, teknoloji kolaylıkları, yayımlama hızı yer ve boyut değiştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarlık, fotoğrafçılık da yeni olanaklarla güçlendi. Bellek dışı olan, unutulmaya bırakılan çok şey, yazı, resim, deneme, mektup gibi herşey yeniden yine doğum yaşıyor ve izleyiciye sunuluyor. Yazma serüveni unutulsun mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazarın kaleminden çıkan Arjantin ve Buenos Aires ve tango yazısı unutulmaz. Neden? Şundan! Bu analitik yaklaşım, önyargıları değiştirmeye yönelik bir çalışmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On beş yıl önce; 'Arjantin’den söz edilir edilmez çokluk Tango unutulur,' diyorum. Tango, salt bir dans değildir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göründüğünden daha fazladır! Sevgililer Günü olan bugün gibidir bir yanı ile. Öteki yanı ile de anılmaya değer, evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 14 Şubat 2011, Stockholm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ülke Arjantin ne de Başkent Buenos Aires bu şekilde anlaşılamaz. Fakat evet, kimilerinin belleğinde böyle bir simge ile yaşar Arjantin.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-WoGejpxih1A/TVkjaATl57I/AAAAAAAAFd4/hq3d1ZwqOUk/s1600/Copy%2B%25282%2529%2Bof%2BSANY0117%2B-%2BCopy.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 134px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-WoGejpxih1A/TVkjaATl57I/AAAAAAAAFd4/hq3d1ZwqOUk/s200/Copy%2B%25282%2529%2Bof%2BSANY0117%2B-%2BCopy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5573524943513446322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa göçmenliğin tarihini Buenos Aires'in kalbi anlatır. Tango’dur 'muhacir' Arjantinli’nin kalbi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayurt, Avrupa özlemidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Akdeniz’den getirilmiş zil, şal, gül ayrı bir potaya bırakılır. Yakınma, gözyaşları, geriye dönüş yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece İspanya’dan değil, Almanya’dan, Fransa’dan, İskandinavya’dan yani Avrupa’dan kalkıp gelen gemiler yakılır. Başlayan ve süren Tango’dur artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm, ayrılık, aşk, özlem; yeniden yine doğum ile göğüs gererler bu topraklardaki yeni göçmenliğe. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda Tango, sadece bir dans ve müzik değil, bilgelik de olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda hem unutulmak istenen gerçeğin hem de varılmak istenen ütopyanın bıçkın ve hovarda rüyası... Tango işte... Evet... (Sürecek) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı ve fotoğraflar, Tekin Sönmez, 20 Şubat 1996, Hürriyet Gazetesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-8952380401727491782?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/8952380401727491782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2011/02/arjantin-butunuyle-avrupal-gocmenler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/8952380401727491782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/8952380401727491782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2011/02/arjantin-butunuyle-avrupal-gocmenler.html' title='Arjantin ve Buenos Aires, Tango&apos;yu ve nüfus hareketleri tarihini, göçmenliğin tarihini anlatır veTango ise &apos;Sevgililer Günü&apos; nü anımsatır; 12. yazı...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ZzANFBTJPUs/TVkj4DFZPUI/AAAAAAAAFeA/NlVYXzj1sz8/s72-c/SANY0117%2B-%2BCopy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-4426221182763051572</id><published>2010-08-04T00:25:00.000-07:00</published><updated>2010-08-04T01:47:14.949-07:00</updated><title type='text'>Mayalının ruhani dünyasında Quetzalcoalt kuş/yılan bilgeliktir.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkXC4JCCmI/AAAAAAAADzw/8--nLb0ye54/s1600/Copy+(2)+of+DSCN7171.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 184px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkXC4JCCmI/AAAAAAAADzw/8--nLb0ye54/s200/Copy+(2)+of+DSCN7171.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501453758007216738" /&gt;&lt;/a&gt;Siyah saçları sağ omuzuna savrulmuş, alnına sıkı bir bağ takmış ve sol omuzunda ağır bir kütle ile ayakta durmaya zorlanan bu kırmızı pelerin, elli eltmış kişinin omuzlarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu omuzlarda taşıma olayı, kırk elli kişinin kütle olarak yürüyüşü ve tek bir ritm ile öne yanlara sekerek karşıdan gelişi çok ağı ve tantanalı bir tören. Mehter takımı gibi kütlesel, fakat elli kişinin zor taşıdığı bu ağır tabut altında mehterciler gibi geriye adım atma olanağı yok. Kortejin en dağdağalı bölümü de işte şimdi ortaya çıktı. Çok büyük bir sanduka... Roma İmparatorluk tahtı gibi masif gürgenden yapılmış bir kütlenin üstünde kırmızı pelerinli bir suret...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkZOLhNsmI/AAAAAAAAD0A/wB-7ByCfn2Y/s1600/DSCN7164.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 114px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkZOLhNsmI/AAAAAAAAD0A/wB-7ByCfn2Y/s200/DSCN7164.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501456151210734178" /&gt;&lt;/a&gt;Kızılderili yerlilerin kent gettoları ile sokuldukları ve el ürünleriyle göründükleri Antigua’nın pekçok özelliği var. Birisi Semana Santa, kutsal hafta fantasyası. Bunlardan birisine yine tanık oldum. Elimde kamera geçit törenini izliyorum. İspanyolca öğrendiğim ve Güney Amerika gizemine kapıldığım kent Antigua'ya bu beşinci gelişim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkemTQiA5I/AAAAAAAAD0Q/Kzq0AD9KKe0/s1600/Copy+of+Copy+(2)+of+DSCN7171.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 160px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkemTQiA5I/AAAAAAAAD0Q/Kzq0AD9KKe0/s200/Copy+of+Copy+(2)+of+DSCN7171.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501462063163245458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kortejin şaşalı bölümü hemen önümdeki yola çıktı. Yükselen ilahiler gök yüzünü tutuşturmuş mor, mavi tütsüler arasında keskin ve gür işitiliyor. Bu yürüyüş dosdoğru iki ileri bir sağ ve bir sol yanlara ırgalanarak ilerlerken ayaklar altında kalacağımı düşüneren korktum. Tabut ya da tahtravellinin en üstündeki kırmızı pelerine bakarken, onun önünde kırmızı pelerinli bir melek, mavi giyiti ile yere çömelmiş sol eli ile ileriyi gösteriyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu davranışın ne anlama geldiğini daha fazla düşünmeden biraz aşağıya baktım. Tahtı tam en önde ve ortada tutan mor giyitli ve beyaz türbanlı adam, iki kolunu gerdiği yanlarda büyük kütleyi yönetiyordu. Yürüyüş kaptanı o.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkfuLKGi-I/AAAAAAAAD0Y/4i_zO-zZEj8/s1600/Copy+(2)+of+DSCN7171.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 195px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkfuLKGi-I/AAAAAAAAD0Y/4i_zO-zZEj8/s200/Copy+(2)+of+DSCN7171.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501463297939377122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çok geçmeden bu kütle halının önünde göründüler. Buhurdanlıklar, yağdanlıklar, tütsüler ve mızraklılar yanlara çekilmişti. Taht, üstündeki kırmızı pelerin ve öndeki melekle bu halının üstünden geçti. Yerden talaş tozu yükseldi. Evet! Renk rek boyanmış talaş tozlarından halı, bu yola günler süren bir işçilikle döşemişti. Şimdi kutsal hafta törenleri sona doğru ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antigua’nın pekçok özelliği var. Semana Santa haftasında Tanrı’nın annesi Maria omuzlarda taşınır. Tanrı’nın Oğlu Lord İsa’yı omuzlarda taşıyacak erkekler haftalar önceden listelere yazdırırlar isimlerini. Para öderler bunun için yüklüce, tanrısal erdem varmak için belki de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık altmış kişinin omuzları üzerinde öne arkaya yanlara, yaylana ırgalana denge tutturarak ağır adım ilerleyen bu kocaman sanduka tahmin edildiğinden ağırdır. Önde orkestra şefi havasında birisi yönlendirir bu yürüyüş ritmini. Giyitler baştan aşağı çok renklidir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkoJzCViZI/AAAAAAAAD0g/qPHmrRaXLjc/s1600/DSCN7170.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkoJzCViZI/AAAAAAAAD0g/qPHmrRaXLjc/s200/DSCN7170.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501472568593713554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar, tütsü taşıyıcıları buhurdanlıklarla en önde yürür. Cengaver suretleri iki yanda, kortejin içine kaçak ya da kaçamak girişlere mızrak gerer. Rüzgarın oğlu bile geçemez bu mızrakların arasından. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine görkemli bir hafta yaşanmaz. Cadde, sokak tümü de nazlı nazlı hazırlanır günler önce o büyük hafta için. Fener alaylarının geçeceği her yer dolup taşar. Gezginler çok önceleri oda bulur, han ve  oteller o günler için dolup taşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Fotoğraflar SonMez'in kendi arşivinden.&lt;br /&gt;Tekin Sönmez, Radikal Gazetesi gezi eki, 19 Mayıs 1998, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-4426221182763051572?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/4426221182763051572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/08/mayalnn-ruhani-dunyasnda-quetzalcoalt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/4426221182763051572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/4426221182763051572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/08/mayalnn-ruhani-dunyasnda-quetzalcoalt.html' title='Mayalının ruhani dünyasında Quetzalcoalt kuş/yılan bilgeliktir.'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFkXC4JCCmI/AAAAAAAADzw/8--nLb0ye54/s72-c/Copy+(2)+of+DSCN7171.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-6200147911792232094</id><published>2010-07-16T22:27:00.000-07:00</published><updated>2010-08-04T01:40:06.622-07:00</updated><title type='text'>Maya Halkı’nın eski kültürleri Guatemala’da yaşar, Antigua’da karnavala dönüşür; Onuncu yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAAM1kJiI/AAAAAAAADdQ/dA5OsADEAjI/s1600/DSCN7190+-+Copy.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 142px; height: 221px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAAM1kJiI/AAAAAAAADdQ/dA5OsADEAjI/s320/DSCN7190+-+Copy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494743392558786082" /&gt;&lt;/a&gt;Romalı cengaverlerden bir bölümü karşıda. Diz kapaklarına dek uzayan, beyaz zemin dikey çizgili eteklikleri, sağ ellerinde kalkanları, başlarında miğferleri, gergin sol kolları, ayaklarında çarıklar, bir ucu yere dayanmış imparatorluk mızraklarıyla heykel gibiler. Gözleriyle ufka mıhlanmış, uzaklara bakıyor gibi görünürken kırmızı uçlu mızrakları ile her an kan dökmeye hazırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAwOSVQ9I/AAAAAAAADdg/8mhLv8YT3-Y/s1600/muhaf%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAwOSVQ9I/AAAAAAAADdg/8mhLv8YT3-Y/s200/muhaf%C4%B1z.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494744217581601746" /&gt;&lt;/a&gt;Ne oluyor burada? Nedir tüm bunlar? Ters bir uçuşla, eskilerde kalan öteki bir galaksiye mi konduk? Donakalmış masal kahramanları mı bunlar yoksa bir sirk panayırında soytarı rolü oynamak için sahneye çıkmış palyaçolar mı? Ne olduğunu tam anlayamadık! Kamerama birkaç kez hızla basıyorum. Pozisyonumu değiştirmek için yerimden kıpırdadım. İleride sepetindeki birkaç şeyi başının üstünde taşıyan bir kadın gördüm. Epeyce ileride. Çocuğunu bir bohça ile sırtına vurmuş. Sağ eli ile sepeti tutuyor. Çizgili giyitlerini bir yerden anımsadım. Deklanşore bir daha bastım ve görüntüyü büyüttüm ve aldım. Biraz ötede buna benzer görüntüler ekrana girdi. Kızılderili, yerli iki kadın..&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFE058gTrI/AAAAAAAADdo/SWc7lFVaFDs/s1600/Copy+of+DSCN7179.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 159px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFE058gTrI/AAAAAAAADdo/SWc7lFVaFDs/s200/Copy+of+DSCN7179.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494748696067198642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Bu manzarayı bir yerden amımsıyorum. Bu arada romantik bir uyku hali de yaşıyorum. Gerçeklerle mi bir aradayım? Yoksa düşlerle mi uçuyorum? Tam karar veremedim! Biraz daha kıpırdadım ve karşıma açılan ufku ilkin gözlerimle taradım. Romalı silahşörlerin karşılıklı çift sıra yüz yüze durdukları ortama yoğunlaştım. Yol boşluğunu ve onları derin bir bekleyiş gerginliği içinde buldum. Sezdim daha doğrusu.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFHDxugsXI/AAAAAAAADdw/LiYylmMq394/s1600/Copy+of+DSCN7182.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 197px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFHDxugsXI/AAAAAAAADdw/LiYylmMq394/s400/Copy+of+DSCN7182.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494751150582313330" /&gt;&lt;/a&gt;Roma imparatoru Sezar’ı mı bekliyorlar diye düşündüm. Roma İmparatorluk tacını ve tahtını İstanbul’a getiren ve burayı Başkent yapan I.Constantinus mu geliyor yoksa? Evet belki de o, bugünkü Sultanahmet Meydanı olan büyük alana girecek ve bu cengaverler de onu bekliyorlar.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Kameramı tam zum yaparak cengaverlerin tolgaları ve mızraklarıyla bekledikleri yola döndüm. Yolun ortasında çok wild/yaban renklerle işlenmiş bir halı gördüm. Bütün sır, bu bana görüntü olarak ulaşan manzaranın gizemi bu halıdaki motiflerde olmalıydı? Böyle düşündüm ve daha derin zum yaptım. Teleskop gibi bir kamera var elimde. &lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFIFzyxSDI/AAAAAAAADd4/AVP9nVe9WKc/s1600/Copy+(2)+of+DSCN7182.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 184px; height: 88px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFIFzyxSDI/AAAAAAAADd4/AVP9nVe9WKc/s320/Copy+(2)+of+DSCN7182.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494752285008414770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bir büyütme yapınca halı üstündeki desenleri şaşkınlıkla gördüm. Bu Quetzal Coalt! Evet Quetzal Coalt motifleri idi. Aman Tanrım? Korkunç bir kurban törenine mi yuvarlandım düşümde? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quetzal Coalt kuş/yılan simgeleri.. Bunları düşünmeye zaman bulamamıştım ki, uzaktan tütsüler ve ilahiler eşliğinde bir melodi ses vermeye başladı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFJnIt3HwI/AAAAAAAADeA/cxuW7eAX68w/s1600/Copy+of+DSCN7171.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 217px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFJnIt3HwI/AAAAAAAADeA/cxuW7eAX68w/s320/Copy+of+DSCN7171.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494753957072281346" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam keçileri kaçırmak üzereyim ki bu yolun en ucundan tütsülerle yola çokan mor giyitli çocuklar göründü. Zincirlere bağlı buhurdanlıklarda, garip mor bir tütsü, havada grafikler çizerek yükseliyor ve yola boylu boyunca yayılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yağlıkları en son nerede görmüştüm? Pagan Constantinus ile İstanbul’a gelen öncü grupların ellerinde bunlar vardı. Yol, arkaik Roma dönemlerinde görülen doğal taşlarla döşenmişti. Bu taşların üzerinden geçen öncüler halıya basmadan yanlara doğru açıldılar. (SÜRECEK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Fotoğraflar SonMez'in kendi arşivinden.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-6200147911792232094?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/6200147911792232094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/07/romal-cengaverlerden-bir-bolumu-karsda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/6200147911792232094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/6200147911792232094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/07/romal-cengaverlerden-bir-bolumu-karsda.html' title='Maya Halkı’nın eski kültürleri Guatemala’da yaşar, Antigua’da karnavala dönüşür; Onuncu yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAAM1kJiI/AAAAAAAADdQ/dA5OsADEAjI/s72-c/DSCN7190+-+Copy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-643994173529265600</id><published>2010-05-01T00:46:00.000-07:00</published><updated>2010-07-07T03:53:04.904-07:00</updated><title type='text'>Bolivya, Amerika kıtasının Tibet’i Teraslarla yanlara ve gizli geçitlerle yukarılara, gökyüzüne galaksilere doğru yükselen İnka kenti; Dokuzuncu yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9veQVNyGlI/AAAAAAAADNs/691BM44Zgns/s1600/Copy+of+SANY0048.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 162px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9veQVNyGlI/AAAAAAAADNs/691BM44Zgns/s200/Copy+of+SANY0048.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466206944898456146" /&gt;&lt;/a&gt;Sırtımdaki pılı pırtı gezgin yükümü incitmeden yıktım hana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Buenos Dias' dedim, 'Tienas una habication para mi?'&lt;br /&gt;'Buenos Dias, Si, hemos.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Günaydın,'dedim. 'Bana bir oda var mı?' 'Günaydın,' dediler gülümseyerek, 'var, evet.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acımasız bir terör kıyamından kıl payı kurtulmuş, yersiz yurtsuz bir mülteci gibi Panama City’den kaçıyordum.&lt;br /&gt;Dünyanın en kolay başkenti La Paz’ın, bana yüreğini açacağını bilmiyordum henüz. Güney Amerika'nın Tibet'i, Bolivya'nın başkenti olan bu kenti daha ilk gün sevdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda bulunduğum köşeden, katedral arkada bırakılarak yürünürse dosdoğru Mercado Camacio karşılar sizi. Geriye dönülüp Avenida Montes (Altiplano’ya çıkan yol) ile Merkez Otobüs Terminali’ne ulaşır ve kentler arası, ülkeler arası iletişim, ulaşım sağlanır. Bütün bunları o köşede durduğum zaman bilmiyordum. Bir mucize bir tansık oldu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha biraz önce oldu bunlar! Bu İnka söylenceleriyle hava boğluğunda, bulutlarla ilerleyen merdivenler başkentinde yukarı çıkışta zorlanan bacaklarım dur, dedi. Durdum! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köşeden sağa, aşağıya doğru, Calle Socabo’ya ulaşılan boşluğa baktım. Bir de ne göreyim! Posado Torino, işte orada yazmıyor mu! Sırt yükü altında ezilmiş omurga nasıl doğrulur, görmeliydiniz! Bir dilenci gibi bükülmüş gövdem doğruldu. Bu birkaç bin metrede çarıklarım ağır çekimden kurtuldu. Anneme kavuşacakmış gibi o yöne fırladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de burayı arıyorum! Teraslarla yanlara ve gizli geçtilerle yukarılara doğru büyüyen bu han, dünya gezginleri için ünlü ve çekimlidir. Sırtımdaki pılı pırtı gezgin yükümü incitmeden yıktım hana. 'Buenos Dias' dedim, 'Tienas una habication para mi?','Buenos Dias, Si, hemos,' yanıtı aldım. Şimdi elma şekeri verilmiş çocuklar gibi neşeliyim. Terasa oturdum, sırtıma İnka güneşi vuruyor ve ben bu satırları size buradan yazıyorum.&lt;br /&gt;Sevgi İçtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 1 Mayıs 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9vmGpJiSjI/AAAAAAAADN8/BFggapow1fk/s1600/Copy+of+SANY0050.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9vmGpJiSjI/AAAAAAAADN8/BFggapow1fk/s400/Copy+of+SANY0050.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466215574543682098" /&gt;&lt;/a&gt;La Paz, İspanyol serüvencilerin, altın düşkünlerinin gelişlerinden önceki zamanlarda, Tanrıların buyruğuyla barış yeri sayılmış. Fakat bu bile yetmez Bolivya’nın en büyük kenti La Paz’ı tanımlamaya. La Paz İnkalı masallarla bugünkü gerçekler arasında inilip çıkılan bir merdivenler kenti, basamaklar vadisidir. Bolivya Başkenti denilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek ise bu değildir. Kağıt üstündeki kurallara göre adını, bağımsızlık savaşındaki ünlü General Antonio Jose de Sucre’den alan, Sucre Bolivya’nın Başkenti'dir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetim kadroları ise La Paz’da oturur ve ülkeyi yönetir. La Paz, bu ilişkide gerçek 'facto-fact' bir başkent gücündedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La paz’ı, İspanyol konutan Alonso de Mendoza 1548’de almış. Ardından başlayan keşif, Choqueyapu Kanyonu’nda altın rüyaları olmuş. Altın arayıcılarının ateşi hızlı sönmüş. Bununla birlikte La Paz, Gümüş Yolu üzerinde olması nedeniyle, İspanyol istilası sonrası gelişimini tamamlamış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Potosi’den kalkan ‘gümüşkervanları’ La Paz’ı güzergah, bir anlamda ‘kervansaray mekanı’ yapmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzyılın ortalarında köylü göçü hızlanıvermiş La Paz’a. Bugün bir buçuk milyon dolayındaki nüfusuyla La Paz, Bolivya’nın en kalabalık ticaret, kültür ve endüstri kentidir. Bunların yüzde 65 bölümü İnka kökenli yerlilerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aymaralı ve Quechua dilini konuşurlar. Başkent ortasında dört yana sarmaşık gibi tutunmuş kutucuk kondulara, binlerce merdivenle çıkılıp inilir her gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika Anakarası’nın Tibet’i diye tanımlanan Bolivya aynı zamanda Güney Amerika’nın fiziksel kalbidir. Dünyanın en doruklarında kurulmuş başkent La Paz’da, yani And Sıradağları’nın ‘aynalı çarşısı’ndayım şimdi ve buradan sizlere sesleniyorum. Sesimi işitiyor musunuz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-643994173529265600?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/643994173529265600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/05/yedinci-yaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/643994173529265600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/643994173529265600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/05/yedinci-yaz.html' title='Bolivya, Amerika kıtasının Tibet’i Teraslarla yanlara ve gizli geçitlerle yukarılara, gökyüzüne galaksilere doğru yükselen İnka kenti; Dokuzuncu yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9veQVNyGlI/AAAAAAAADNs/691BM44Zgns/s72-c/Copy+of+SANY0048.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-7918566904946671525</id><published>2010-04-04T14:06:00.000-07:00</published><updated>2010-04-04T22:49:18.720-07:00</updated><title type='text'>Panama City  Çok kültürlü, kolonyal, modern ve korsan... Panama Kanalı İspanyollar, İngilizler, Fransızlar ve Haydutluk Söylenceleri; Sekizinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7kBx7LOcII/AAAAAAAACtU/RbBc-8FLGdc/s1600/Copy+of+DSCN2179.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 169px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7kBx7LOcII/AAAAAAAACtU/RbBc-8FLGdc/s200/Copy+of+DSCN2179.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456394380746059906" /&gt;&lt;/a&gt;Panama City’de Kızılderili aramayın. Sormayın da. Yerli Amerikalıların renk tutkusu aklınıza düşünce kent içi ulaşımı yapan güllü otobüslere bakın; bunlar Antiller ve Karayip’ten Kara ve Kızılderili insan karışımı buraya özel mestizo esintileri vermiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolonyal yapıların yer aldığı Casco Viejo, gün ortası korsanlık geleneğini sürdürmesine karşın, bende hayranlık duyguları yarattı. Nostalji buradadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eski bölgeyi beyaz ve mavi renklerle ışıltılı yapıları ve romantik sokakları sizler de seversiniz. Burada sokak hayduları söylenceleri özel günleri yaşadım ve aşağıda bunlardan parçalar sunuyorum.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;4 Nisan 2010, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7kPOYXXlXI/AAAAAAAACts/72MgIb92xpo/s1600/DSCN2175.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 350px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7kPOYXXlXI/AAAAAAAACts/72MgIb92xpo/s400/DSCN2175.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456409163269117298" /&gt;&lt;/a&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pamana City’de ‘rehin’ kaldığım bir hafta boyunca, tek gözümü eski zaman haydutları gibi bağlayıp sokağa çıktım. İçinde yaşadığım Casco Viejo bölgesi, yani ‘old town’, gizlerini ancak böyle verdi bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüntüm aşağı yukarı bu izlenimi taşıyor. Guatemala’nın El Peten ve Güney Meksika’nın Chiapasının en isyankar ikliminden gelmekteyim. Eksik olan tek şey gözümün birisinin bir çaputla örtülmesiymiş meğer!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afrikalı kanı ile yerli Amerikalı kanı (Kızılderili) karışımının yarattığı bu tür  bir ‘mestizo’, modern olma iddiasındadır. Her iki kesim de yitik rüyaların çocuklarını, melankolik aşk melezliğine sunar bu kentte. Dudaklarda ise İspanyolca ezgiler kırık ve hırçındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panama City’yi bu renk ve desen büyüsüyle bezeli otobüslerle geziniz. Yanınızda İspanyolca birlen bir korumacı da bulunsun bu sırada. Otobüsü yeğlemiyorsanız, taksi ile otelden ayrılmak en iyisidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vardığınız yerde, hemen eşik önünde taksiden inmek yanlış olmaz.&lt;br /&gt;Sözü edilen söylencelerdeki korsan ruhlar geleneği,  ‘devam , gangsterliğe devam,’ demektedir Panama City’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Casco Viejo sokaklarını biraz melankolik fakat çok hızlı arşınlayarak ve kamerayı sık sık eski püskü paçavramsı bir torbadan, bir haydut gibi çıkarıp gerisin geri tıkıştırarak sizler için bu fotoğrafları çektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sığındığım Hotel Central’in karşısındadır antik kathedral. Arkasında ve iki adım ötede Plaza de Bolivar Alanı bulunur. Güney Amerika bağımsızlık hareketinin efsane ismi Bolivar’ın anıtı buradadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen solda San Fransisco Kilisesi ve yüz yüze bakan Ulusal Tiyatro, Kanal’ın açıldığı maviliğe yakındırlar ve zarif mimari örnekleridirler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Üç adım ötede dillere destan, Başkanlık Sarayı sıkı koruma altındadır her zaman yanlardaki sokaklardan kuş uçamaz, yaklaşamazsınız bile. Halk pazarı (Mercado Publice) bu görkemli yapıların birkaç yüz metre ilerisinde, modern kent merkezine ulaşan ara bölgededir. Burada renk ve hareket vardır. Fakar dünya dardır. Yürünerek gidilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben taksi kullandım ve sürücüsü ile korumacı koşulu ile anlaştım.&lt;br /&gt;Bir de Hotel Central’in dolambaçlı labirentlerinden geçerek binanın çatısına, sırlı bir kapıdan çıktım. Bu saklı yolu; her nasılsa hayatta kalmış bir Kızılderili gösterdi ve kapının anahtarını elime sıkıştırdı.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7kF6jlMVvI/AAAAAAAACtk/E6a0pg32dDU/s1600/DSCN2178.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 227px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7kF6jlMVvI/AAAAAAAACtk/E6a0pg32dDU/s400/DSCN2178.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456398927077857010" /&gt;&lt;/a&gt;Panama City’ye ve Kanal’a yol veren büyük koya ve masalsı yüksek gökdelenlere buradan doya doya baktım. Asıl niyetim bir kaçış yolu açmaktı Panama City’den dışarıya doğru. Havadan bir kaçış yolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guatemala’dan yola çıkmadan önce, Panama City çevresinde eski zamanlardan kalma bir yelkenlinin beni beklediğini sanıyordum. Birçok gezginin hayalindeki bu tür taka ile oradan Ecuador’a, Kolombia’ya sıçramak, bir tutku gibi rüyalarımı sarmıştı. Panama’da yandı bunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Radikal Gazetesi, 16 Haziran 1997 Pazartesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-7918566904946671525?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/7918566904946671525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/04/panama-city-cok-kulturlu-kolonyal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/7918566904946671525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/7918566904946671525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/04/panama-city-cok-kulturlu-kolonyal.html' title='Panama City  Çok kültürlü, kolonyal, modern ve korsan... Panama Kanalı İspanyollar, İngilizler, Fransızlar ve Haydutluk Söylenceleri; Sekizinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7kBx7LOcII/AAAAAAAACtU/RbBc-8FLGdc/s72-c/Copy+of+DSCN2179.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-6250075762111798653</id><published>2010-03-31T05:48:00.000-07:00</published><updated>2010-03-31T22:45:21.936-07:00</updated><title type='text'>Machu Picchu Dünya’nın galaksilere açılan kapısı Peru'da, Titicaca Gölü, bir yanı  Bolivya, öteki yanı Peru’ya açılan sınır; Yedinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7NGgfv631I/AAAAAAAACrI/RASG5b1iKfA/s1600/Copy+of+Copy+(3)+of+SANY0063.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 183px; height: 226px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7NGgfv631I/AAAAAAAACrI/RASG5b1iKfA/s320/Copy+of+Copy+(3)+of+SANY0063.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5454781097768050514" /&gt;&lt;/a&gt;Titicaca,dünyanın en yükseklerinde ve en uzun Güney Amerika’nın da en büyük gölüdür. İnka Tanrılar Pentaonu, İnka Tarihi ve kültür zenginliği, bu gölde söylencelerini yaratmış. Bu göl yaşamda/ölümde, düğünde dernekte bir yanı ile Bolivya, öteki yanı ile Peru’dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peru sınırına bir göz atıp yüklendim avadanlıkları Titicaca Gölü’ne baka baka köye girdim. Bolivya tarafına düşen bu köyün adı Copacabana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş Tanrı Virakokna insan soyunu burada yaratmış. 'Bunlara bir de efendi gerek' demiş göle bakarak. Monka Kapak ve Mama Okllo iki kardeş, Güneş’in öz çocukları. Lord Virakokna’nın buyurması üzerine Güneş’ten, Copacabana’ya inmiş, evlenmişler. İnka Hanedanı ve birbirlerini kırıp geçiren Kızılderili klanların yönetimi başlamış o günden sonra. Dünyanın her yerinde olan kargaşa sever insan soyu, ne yapalım ki burada da böyle dizginlenmiş söylencelere göre.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7NY9B0UthI/AAAAAAAACrQ/SAtpKU7OStU/s1600/SANY0063.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 324px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7NY9B0UthI/AAAAAAAACrQ/SAtpKU7OStU/s400/SANY0063.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5454801379158963730" /&gt;&lt;/a&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları Güney Amerika And Sıradağları'ndan yazıyorum. Buraya Bolivya Başkent'i La Paz'dan otobüsle geldim. Hemen birkaç yüz metre sonra gözüme kestidiğim bir posado (han) içine daldım. Peru için hazırtladığım avadanlıklarımı yıkıp, biraz ötedeki tepeye yöneldim. İki tepecik arasındadır Copacabana. Birisi eski masalları anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekini şamanları basar bağrına. Söylenceli tepeciği sonraya bırakıp, şamanlarla ünlü tepeciğe çıkmaya durdum. Dört bin metre yüksekteki merdivenleri tırmanmak için Toroslu yörük ya da Orta Asyalı şaman ruhu bulmak gerek. Titicaca, dünyanın en yükseklerinde (3820 m) en uzun (170 km) ve Güney Amerika’nın en büyük gölüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ejderhalarla dolu bir dünya tasarımı için en uygun olan bu göl özerine pek çok şeyler söylenmiş, yazılmış. İnka Tanrılar Pentaonu, İnka tarihi ve kültür zenginliği, bu gölde söylencelerini yaratmış. Yarın buradan Puno, Peru'ya geçeceğim bu gölün bu yanı Bolivya öte yanı Peru’dur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgedeki arkaik insan öyküleri tüm And Dağları kültürünü kapsar. Paris'te Sacriko Tepesi yokuşuna benzer Copacabana merdivenlerini tırmanıp ilk sahanlığa çıktığımda gökyüzüne yaklaştığımı gördüm. Masmavi göl yaratılmış efsanesini aralıksız anlatıyor gelenlere. Güneş Tanrı Virakokna tepede. Sahanlıkta ise Kızılderili birkaç şaman var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisi ilgimi çekti. Bu şamanın önünde bir kadın. Saçları özenle taranmış ve arkaya iki kara urgan gibi örüklenmiş modern bir Kızılderili bayan. Şaman büyü yapmakta. Elinde bir tütsü kabı. Şaman estirip üfürüp tükürüyor cine, ifrite kötü ruhlara. İyilik ayetlerini söylerken, gözlerini yumup soluğunu kadının yüzüne yüzüne veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyup üfeleme ve tütsüleme işi sona erince, şaman biraz öteye seğirtti. Bir şişe kaptı ve patırtı ile açtıktan sonra, bayanın çevresinde dört dönerek bu şişeden fışkıran köpükleri püskürttü çevreye, havaya ve yere. Bunun Bolivya birası olduğunu sonradan anladım. Bira mayası, meğer çivili büyüleri bile söker geçermiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi,içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı, fotoğraflar Tekin SonMez, Radikal Gazetesi, 30 Haziran 1997&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-6250075762111798653?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/6250075762111798653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/03/machu-picchu-dunyann-galaksilere-aclan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/6250075762111798653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/6250075762111798653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/03/machu-picchu-dunyann-galaksilere-aclan.html' title='Machu Picchu Dünya’nın galaksilere açılan kapısı Peru&apos;da, Titicaca Gölü, bir yanı  Bolivya, öteki yanı Peru’ya açılan sınır; Yedinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7NGgfv631I/AAAAAAAACrI/RASG5b1iKfA/s72-c/Copy+of+Copy+(3)+of+SANY0063.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-7301406596029132010</id><published>2010-03-01T10:50:00.000-08:00</published><updated>2010-03-31T05:59:02.774-07:00</updated><title type='text'>New York, New York; ışıktan geometriler, kristal piramitler kenti Manhattan ve Kızılderili ruhlar; Altıncı yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xXPzzfMEI/AAAAAAAACYw/wqVF3fRIGsc/s1600-h/Copy+(2)+of+CIMG0241.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 295px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xXPzzfMEI/AAAAAAAACYw/wqVF3fRIGsc/s320/Copy+(2)+of+CIMG0241.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443821978699903042" /&gt;&lt;/a&gt;'Susun dedim, fısıldayarak. Kızılderili ruhlar var aramızda.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda nasılsa bir şeyi saydam algı kıvamında kavradık! Bir bulucu gibi coşku içindeyiz şimdi. Nasıl mı oldu? Çok kolay!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manhattan’ı yirmi dört dolara Hollandalı Peter Minut’a (1626) satan Kızılderili  yerli çoktan çürüyüp, kutsal bir karga gibi uçtu ve yitti; fakat ruhunu, capcanlı Kızılderili büyüleriyle tütsülüyerek Manhattan’a bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler oldu? Beklenmedik bu durum nasıl böyle oldu? Çünkü yüreğini bu Kızılderili’nin, tıp tıp vuran yüreğini, batan güneşe karşı obsidiyenle çıkardılar, geometriler tılsımı olan elmas bir altarın üstünde yaktılar.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xNG4OMJSI/AAAAAAAACXo/98gBUEFUIMk/s1600-h/CIMG0243.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xNG4OMJSI/AAAAAAAACXo/98gBUEFUIMk/s320/CIMG0243.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443810830150542626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle gök gözlü kristal ve metalik geometrilerle tasarımlı hayaletler; bina, ev, gökdelen suretiyle  Mannhattan üstünde ağ gibi salkım saçak kondurulmaya başlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geometriler gizemciliği ışıktan sırlı labirentler, simgeler, metaforlar dünyası ile bakın işte yüz yüze geldik. Geriye dönüş yolu, alev saçan lavlarla kapatılmıştı. Bir yaprak gibi arada sıkışıp kaldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xE73voSwI/AAAAAAAACXI/FHISV5qqYCw/s1600-h/CIMG0219.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xE73voSwI/AAAAAAAACXI/FHISV5qqYCw/s200/CIMG0219.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443801844950780674" /&gt;&lt;/a&gt;Dışarıdan gelen kültürler hangi göç nedeniyle buraya varırlarsa varsınlar, Manhattan’a kadim Kızılderili ruh şekil veriyormuş demek ki! Hiç söz edildi mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir Manhattan düşü bu satırların yazarından önce gören oldu mu hiç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik betimlerle çok söz edilir. İster yeni ister eski hep belli ölçekleri verir New York merkezi olan Manhatten. Çünkü yüreği hala daha obsidiyen altar üzerinde yanan Kızılderili ruhu işte bu New York denilen cinli kentin üzerini her sabah gün doğmadan önce örtüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kente ilk ne zaman geldim? Belki de daha dün geldim! Kar diz boyu, kış, aylardan Şubat. Dünya Yazarlar Birliği New York toplantısına, yirmi dört yıl önce İsveç PEN üyesi olarak katıldığım günleri andım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de deli dolu kar yağışı altında salkım saçak Brokklyn Köprüsü fotoğrafları çektim. Bunları daha sonra yayımlamak üzere, on üç yıl önce Radikal'de yayımlan 'ışıktan geometriler, piramitler kenti..' başlıklı aşağıdaki yazı ile sizlere ses vermek isterim. Sonra geriye dönüşler olacak. Bakın işte ilk haber! Burada değişen hiç bir şey yok!&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Manhattan, New York, 13 Şubat 2010&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xXkcaTZCI/AAAAAAAACY4/j8qsfJ_iAHI/s1600-h/Copy+(4)+of+newyork.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 350px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xXkcaTZCI/AAAAAAAACY4/j8qsfJ_iAHI/s400/Copy+(4)+of+newyork.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443822333197509666" /&gt;&lt;/a&gt;"Bir koşu Down Town için yola çıkıyoruz. Down Town New York ‘un ünlü borsa merkezini içine alır. Niyetimiz bu alanda borsa işlerini yakından görmek değil. Sadece aşağı Manhattan a ineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xUJLCxQKI/AAAAAAAACYY/NwbdyzZC7Sk/s1600-h/Copy+of+CIMG0241.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 157px; height: 243px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xUJLCxQKI/AAAAAAAACYY/NwbdyzZC7Sk/s400/Copy+of+CIMG0241.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443818566144049314" /&gt;&lt;/a&gt;Bu cinli kentin haremine varmak istemiyle ilkin kadim metro labirentlerine daldık. Columbus Circle adıyla tam köşe yol ayrımı gibi öne açılan Central Park South’a çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York’un, bu iki cinsli dilberin sımsıcak bir eli olan kent haritası avuçlarımızdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğümüz gibidir he şey. Karşımızda yüksek ve silindirik mermer bir sütun, dorukta Bay Columbus ayakta ufku taramaktadır. Columbus anıtını arkada bırakıp, çemberin dışına çıktık. Güney Ameriak fatihlerinin atlar ve kadınlarla yükselen zafer anıtlarından birini gördük hemen.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xYECT4vaI/AAAAAAAACZA/mcwYlDep_jM/s1600-h/CIMG0310.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 183px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xYECT4vaI/AAAAAAAACZA/mcwYlDep_jM/s320/CIMG0310.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443822875947089314" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağa genişleyip ileri uzayan Central Park yukarı Harlem’e doğru iki önemli kültür merkezini koltuklarının altında tutmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metropolitan Museum of Art ve öteki yakada Metropolitan Opera House-Linclon Center.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk sözünü ettiğimiz 5 th Avenü’de definelerini saçarken ötekisi Broadway ile Columbus Avenü’nün çakıştığı noktada açar perdelerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kentlerin arasında dünyanın en uzunlarından biri olarak anılan Broadway Caddesi, kendimizi tutmasak tam Mannhattan burnunda çakışan Water Street’a atar bizi. İlk fırsatta yürüyerek ya da metro ile bu yolu sonuna dek gidebiliriz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı, fotoğraflar Tekin SonMez, Radikal Gazetesi, 25 Ağustos 1997&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-7301406596029132010?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/7301406596029132010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/03/new-york-new-york-isktan-geometriler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/7301406596029132010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/7301406596029132010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/03/new-york-new-york-isktan-geometriler.html' title='New York, New York; ışıktan geometriler, kristal piramitler kenti Manhattan ve Kızılderili ruhlar; Altıncı yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S4xXPzzfMEI/AAAAAAAACYw/wqVF3fRIGsc/s72-c/Copy+(2)+of+CIMG0241.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-5084584201759633278</id><published>2010-01-23T03:27:00.000-08:00</published><updated>2010-01-23T05:27:42.652-08:00</updated><title type='text'>Peru, Copacabana Gölü üzerinde insanlığın gözünden uzak, fakat tanrıların arabalarına çok yakın Uros'a yolculuk; Beşinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rp6ISeB_I/AAAAAAAACNw/wHhG4o6v3Ns/s1600-h/SANY0086+-+Copy+-+Copy+-+Copy.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 225px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rp6ISeB_I/AAAAAAAACNw/wHhG4o6v3Ns/s320/SANY0086+-+Copy+-+Copy+-+Copy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429909485615187954" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün, Peru’ya bağlı, fakat tanrıların arabalarına çok yakın bir yerde  ve hem de tarihin kıyısında unutulmuş Uros halkının yaşadığı yeri görmek üzere yola çıktık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplam birkaç yüz kişiyi kapsayan bu isim, yazısız bir kavmi tanımlar. Duraksız yüze yüze, kıymık boyu yer değiştiren bir adacık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlüklerde, bu adı bulamazsınız. Fakat talih yüzünüze güldü Peru’ da Uros Adası’na yakın bir yoldan geçiyorsunuz. Küçük bir çabayla, on – on beş dakikanın ardından Urosluları ellerimizle koymuş gibi sazlıklar, kamış kulübelerle unutuldukları yerde göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygarlaşmadan uzak, tarihin kıyısında gölge altı bir yer. Zorlu yaşam nüfus artışını önlemiş. Çünkü burası dünyanın en yükseklerinde (3820 m) Copacabana Gölü'nün sunduğu hayat koşullarını barındırır. &lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Stockholm, 23 Ocak 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rzb52yfVI/AAAAAAAACOI/dBglZWbQVXs/s1600-h/Copy+of+SANY0086+-+Copy.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 120px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rzb52yfVI/AAAAAAAACOI/dBglZWbQVXs/s400/Copy+of+SANY0086+-+Copy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429919961461194066" /&gt;&lt;/a&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adacığa iskelesi olan kent Puno’da, yerli gansterler tarafından soyulmadan bir gece geçirdik. Kentin batı kıyılarına doğru yürüyerek Copacabana Gölü’ne baka baka ulaşım yerini bulduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merakla doluyuz. Zaman tünelinde kendilerini unutturmayı başaran bu halk, İnka Tanrılar Pentaonu mekânı Copacabana Gölü üzerinde kendilerini insanlığın gözünden uzakta tutabilmiş söylenenlere göre. Ada, gölün tabanından yukarıya doğru biriken saz yükseltisi katmerlerine oturarak oluşmuş. Uros kavminin ataları da tam böyle bir yer aramak üzere yollara çıkmak zorundaymışlar güya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerini Colla ve İnka kavimlerinden yalıtmak (izolasyon) ve kültürel kimliklerini olduğu gibi hiçbir karışıklığa uğratmadan koruma çabasındaymışlar. Anlatılar budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi bilinmeyen bir vakitte yaşanmışlar ve insanlığın gözünden ırak, yazısız ve belleksiz bir kavim olarak günümüze ulaşmışlar.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rk-WTb5EI/AAAAAAAACNg/twWUkbXpUOk/s1600-h/Copy+(3)+of+SANY0086+-+Copy.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 149px; height: 93px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rk-WTb5EI/AAAAAAAACNg/twWUkbXpUOk/s320/Copy+(3)+of+SANY0086+-+Copy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429904060538676290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern bir Kızılderilinin kullandığı taka bir motorla adaya giderken hem Copacabana’nın sırlı, büyülü manzaralarına bakınıyor hem de bu öyküyü düşünüyoruz kendi kendimize çünkü bu göl, insana susma duyumu verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaktan, Oğuz Türkmen çadırlarını çağrıştıran görüntüler çıktı ortaya.&lt;br /&gt;Suyun içinde gizli geçitlere benzer daracık kanallardan geçerek adaya vardık. Karaya çıktık, diyemeyeceğiz. Çünkü toprak yok ayaklarımızın altında. Balçıklara gömülmemek için uyarılıyoruz hemen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sazların üzerinde balık kurutan bir kadın. Balık, hemen oracıkta, hemen bütün ada ahalisinin günübirlik en önemli besin maddesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rkpOLV8MI/AAAAAAAACNY/83avlN3xAZU/s1600-h/Copy+(2)+of+Copy+(2)+of+SANY0086.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 174px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rkpOLV8MI/AAAAAAAACNY/83avlN3xAZU/s200/Copy+(2)+of+Copy+(2)+of+SANY0086.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429903697579995330" /&gt;&lt;/a&gt;Hemen bütün konutlar sazlardan kurulmuş. Biraz ötede okul ve öğrenciler  işte oradadır. Bu siyah tenli Robinsonları, turistlere ve gezginlere tanıtmak isteyen motorlar seyrek olsa da getirip boşaltıyor yolcularını. Topu topu bir 30 dakika harcadık ve çevreyi kolaçan ettik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüş vaktimiz geldi. Kafamızda uçkun soru simgeleri var. Tanrılar mekanında, öteki insan kavimlerinden uzak yaşamayı başarmış bir halk. Kültürlerin karışımıyla oluşan bugünkü uygarlık ancak şimdi geçmeye başlamış bu adacıktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 1995, Copacabana, Peru&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 1 Eylül 1997, İstanbul Radikal Gaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-5084584201759633278?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/5084584201759633278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/01/bugun-peruya-bagl-fakat-tanrlarn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/5084584201759633278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/5084584201759633278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/01/bugun-peruya-bagl-fakat-tanrlarn.html' title='Peru, Copacabana Gölü üzerinde insanlığın gözünden uzak, fakat tanrıların arabalarına çok yakın Uros&apos;a yolculuk; Beşinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rp6ISeB_I/AAAAAAAACNw/wHhG4o6v3Ns/s72-c/SANY0086+-+Copy+-+Copy+-+Copy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-7749449404440147821</id><published>2010-01-15T14:54:00.000-08:00</published><updated>2010-08-24T09:02:18.782-07:00</updated><title type='text'>Guatemala'da renk panayırının izinde ve tanrıların  terasları Todos Sandos; Dördüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1D2Ocp_EBI/AAAAAAAACDg/0rk48PkJEUA/s1600-h/SANY0080.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 174px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1D2Ocp_EBI/AAAAAAAACDg/0rk48PkJEUA/s200/SANY0080.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427108279052341266" /&gt;&lt;/a&gt;Dağ doruğu Todos Santos, antropolojik bir müze çağrışımı verir. Sıklamen geçişli kırmızılar... Alev alev kızıllık ve mavi tonlarının yanı sıra beyaz, siyah ve yeşil de unutulmamış. Hayır turkuaz yok. Çivitsi bir gökyüzünde kızılcık bir fiesta var sanırsınız. İşte bu renk panayırı, binlerce yıl öncesini sergileyen desenler karnavalıdır. Size özgü, sizin olan renk totemine yaklaşmayı deneyeceğiz bugün. Genlerinizdeki renk duyumu ile cıvıl cıvıl konuşan simgeler dünyasına evet. Her renkte gizli bir cin (enerji) olduğu sanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada herşey çocukluk rüyalarınızdaki civcivli renk karnavalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cristobal da Las Casas’dan (Meksika – Chiapas), Palenque Örenleri, diye yola çıktık. Meğerse o gün, bir de ne görelim! Yanlış otobüse binivermişiz! Anlaşılmaz bir büyü varmış bu değiş tokuşta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Stockholm, 14 Ocak 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1D0BnZxXII/AAAAAAAACDY/prLAKvtJxWI/s1600-h/Copy+of+SANY0078.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1D0BnZxXII/AAAAAAAACDY/prLAKvtJxWI/s400/Copy+of+SANY0078.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427105859575569538" /&gt;&lt;/a&gt; Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guatemala’ya doğru, La Mesilla yönüne yuvarlanarak gitmekteyiz. Kılımız bile kıpırdamıyor bu tuhaf otobüs değiş tokuşundan. Sınırı pekala alesta alabanda keyifle Guatemala’ya geçtik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırdan kahramanlar gibi geçip Huehuetenango’ya vardık, yolculuğa huzurla ara verdik. İki yol var önümüzde! İki seçenek! Quezaltenango’dan Solola ve Atitlan’a varır bunlardan birisi. Ötekisi ise dağ doruğu (2.450m), tanrıların terasları olan Todos Sandos.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimizi mistik bir enerji le üzerlerine çeken cümbüşlü desen desen labirentler; giyitler, urbalar buradadır. Todos Sandos antroplojik bir müze çağrışımı verir bu açıdan. Sıklamen geçişli kırmızılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alev alev kızıllık ve mavi tonlatının yanı sıra beyaz, siyah ve yeşil de unutulmamış. Hayır turkuaz yok. Çivitsi bir gökyüzünde kızılcık bir fiesta var sanırsınız. Renklerin cini yapar bu hınzırca şakayı. Hayır, habis bir cin değildir bu. Her gezgin kendi geninde saklı bulunan totemler dünyasına dalacak ve ardından giyim kuşam satın alacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir panço, bir heybe, bir yelek; sıklamen ile gökçe mavinin hovardaca birbirine karışması. Çapkın ve erotik dalaşmalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızılcık yalımında bel kemeri. Siyah/beyaz çizgilerle donanmış giyitler var. Fakat buna enerji veren cin, sıklamene dönük kıpkızıl bir labirentte apansızın durarak, kobalt mavi derken, mora dönüşüyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gelin de söz anlatın bu haylaz cin’e! Sizler de Todos Sandos’a bunun için geldiniz. Hani unutulmuş bir zaman kesiti ve renk simgeniz var! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu renk panayırı, binlerce yıl öteleri sergileyen cıvıl cıvıl desenler karnavalı, gezginleri beklemekte hep. Arkeoloji ve tarih sayfalarının tozlu dolambaçlarına sık sık dalışlar yapmak, çoğu gezginde bir susuzluk duyumu yaratacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu susuzluk, insan genlerindeki renk duyumunun başkaldırısı yerine geçer. Örneğin Coban, Tikal, Palenque gibi ören gezisi ardından, işte Todos Sandos gibi renk katlarına çıkmak da var.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu renkler psikolojik duyumla (ışık çeşitlilikleriyle renk fizyolojiktir) insana haz verir. Hem o arkaik dönemlerden kalan örenlerde ne tür giyitlerle insanların yaşadığı gözler önünde canlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Todos Sandos da işte bunun için iki gün, iki gece durduk. 'Ekstra illegal' genlerimizde saklı gizli renk cini ortaya çıktı. Gezginlikte kimileyin bu tür esriklik de yaşanır. Evet renkte gizem var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 1995, Todos Santos, Guatemala&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 1 Aralık 1997, İstanbul Radikal Gaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-7749449404440147821?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/7749449404440147821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/01/guatemala-renk-panayrnn-izinde-tanrlarn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/7749449404440147821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/7749449404440147821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/01/guatemala-renk-panayrnn-izinde-tanrlarn.html' title='Guatemala&apos;da renk panayırının izinde ve tanrıların  terasları Todos Sandos; Dördüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1D2Ocp_EBI/AAAAAAAACDg/0rk48PkJEUA/s72-c/SANY0080.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-5958384087094329548</id><published>2010-01-10T03:44:00.000-08:00</published><updated>2010-01-10T06:38:29.287-08:00</updated><title type='text'>Guatemala, Atitlan gölü kadınları anlatır; Üçüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0nSXosky4I/AAAAAAAAB7g/ix1Bq2PKtcg/s1600-h/SANY0001.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 165px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0nSXosky4I/AAAAAAAAB7g/ix1Bq2PKtcg/s400/SANY0001.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425098529647676290" /&gt;&lt;/a&gt;Atitlan Gölü, kıpkızıl dilleri bir fersah dışarıda volkanların alevlerinden çok, suya dönüşen Kızılderili Kadın’ı anlatır. Pedro de Alvarado’nun kanlı istilasıyla başlayan kaçıştan, tecavüze uğramamış kaç yerli kadın Atitlan’a sığınacak? Bu ünlü soykırımda rehin alınmış ya da kölelik kurallarıyla yok edilmiş erkeklerden kalan, hamile kadınlardır bunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;Guatemala Kızılderili Söylence yurdu Lago de Atitlan’a gidiyoruz şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vadiye ulaşacak yollar nereden ve hangi yönden gelirse gelsin şurada, Solola’da kesişirler.. tıngır mıngır.. zil, def ve kasetlerde İspanyolca ezgiler ve otobüsler bu ritmi verir gezginlere! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaman bilgesini içine gömen su, Lago de Atitlan gülümsemektedir. Çoğu gezgin bu topraklara vardığında büyüleyici piramitleri, taşlara işlenmiş hiyeroglif anlatısını ve kurban altarlarını görmek ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lago de Atitlan’a böyle kalıtlar, örenler için gitmiyoruz. Renklerin ve desenlerin büyülerinden oluşmuş, kadınların parmaklarından  dokuya dönüşmüş tılsımları yerinde tanımaya gitmekteyiz. Doğa kültürü var karşımızda. Tanrıların öfkesiyle yaratılan bir doğa kültür kalıtı evet. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solola işte tam bu kavşaktadır. Antigua’dan ya da Guatemala City’den ya da Meksiko sınırından La Mesilla’dan yola çıktık. Az gittik uz gittik ve magma ile ergimiş kadın bedenlerinin suya dönüştüğü vadiye yüksekten bakmaktayız şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırların yazarı yaşanmış bir 'gezgin/insan' hayal perdesi açıyor.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Stockholm, 10 Ocak 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0nTE3WdcAI/AAAAAAAAB7w/l6iZeEPaO_Q/s1600-h/SANY0003.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 224px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0nTE3WdcAI/AAAAAAAAB7w/l6iZeEPaO_Q/s400/SANY0003.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425099306675564546" /&gt;&lt;/a&gt;Söylence Şamanı şöyle girer söze: &lt;br /&gt;Atitlan Gölü, bugünkü gibi bir Marmara Denizi iriliğinde değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevli dilini dışarı sarkıtarak tanrısal öfkeyi dışavuran volkanların eteklerinde, balçık ve magmadan ibaret bir tür bataklıktır orası. Ergiyen magmayı gölün kıyılarına sel suları örneği ağdıran kraterler yurdu ve efsaneler labirenti Atitlan’dır burası. Volkanların güvencelik yerlerine ulaşamayanlar, gecenin gitmesini beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylence Şamanı der ki; onlar koştular, sürüne sürüne çıktılar tepelere, emekleyerek ilerlediler yorulunca, elleri kan içinde kalır kalmaz, dişleriyle kökleri tuta tuta volkanların yakınlarına vardılar. Doruklara ulaşmayı başaranlar oldu. Aşağıda gecenin ve karanlığın koynuna düşenler de... Dolunay yoktu o sırada, Samanyolu uzaklardaydı ki, ışık dirhem bile olsa sızmıyordu hiçbir yönden ve yerden. Fakat magmaların da köpürme vaktidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrısal öfke kırbacını vurur, volkanlar kusmaya başlar magma ve eriyik özü/nü dünyanın. Aşağıda, volkanların güvencelik yerlerine ulaşamayanlar gecenin gitmesini beklemektedir ki, lavlar işte o kadınların üzerine gelir ve her şey bataklık olan çukuru doldurur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar ve magma birleştikleri zaman suya dönüşür, Atitlan Gölü yükselir. Geride hiçbir iz, yani hiçbir insan bedeni kalmamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç bin kadının suya dönüştüğünü hiçbir Söylence Şamanı söylemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atitlan Gölü kraterlerin ortasında ve denizden yüzlerce metre yüksekte, o günden sonra 'kadın anne' gibi sabırla insanları karşılamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 1995, Lago de Atitlan, Guatemala&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 11 Ağustos 1997, İstanbul Radikal Gaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-5958384087094329548?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/5958384087094329548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/01/atitlan-golu-kadnlar-anlatr-guatemalada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/5958384087094329548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/5958384087094329548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2010/01/atitlan-golu-kadnlar-anlatr-guatemalada.html' title='Guatemala, Atitlan gölü kadınları anlatır; Üçüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0nSXosky4I/AAAAAAAAB7g/ix1Bq2PKtcg/s72-c/SANY0001.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-7549098721959067131</id><published>2009-12-28T10:56:00.000-08:00</published><updated>2009-12-28T14:48:10.194-08:00</updated><title type='text'>Edebiyat, ölümsüzlük yolunda gezginlik; İkinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Szj_5vkiftI/AAAAAAAABxI/4QgJtbb5YmE/s1600-h/SANY0004.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 248px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Szj_5vkiftI/AAAAAAAABxI/4QgJtbb5YmE/s320/SANY0004.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420363519027740370" /&gt;&lt;/a&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blog nedir ve ne olacak, diye bir tümce vardı ilk sunumda. Bu blog günübirlik yaşayışta öne çıkan ve önemlisi nüfus hareketleri ile yer değiştiren insan için onunla koşan ve onu algılayan zihinsel bir bellek olacak, dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR; burada altı çizili söz şudur; ‘yer değiştiren insan için onunla koşan ve onu algılayan..’ kişi, yazarak onu algılayan ve algıladığı oranda yazınsal metin düzeyinde onu betimleyen kişidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİ; Bir anlamda bu blog, üzerinde yürüyeceğim taşları döşediğim sırada, hem de o taşların üzerinde yürümemle gelişecek, dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On yıl sonra  yukarıdaki sözler! On yıl önce; Gezgin, dünyaya felsefel bir açıdan yaklaşır ve felsefesini kendisi, kendince yapılandırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzerler on yıl arayla bir açıdan. Edebiyat, nüfus hareketleri üzerinde kurulu bir okul ise ki ben bunu ileri sürüyorum bir süredir, şöyle ki üzerinde yürüyeceğim taşlar bunlar; edebiyat..yazınsal metin türleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan edebiyatçı da gezgin yaşamı gibi derin soluk alarak ayakta kalabilir her yazış ritüel/i sırasında, diyorum. Yazarına göre! Evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR; Yazarına göre yazınsal metin peşinde koşarak yaşamak ritüel/dir!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İKİ; Yazar, hem salt kendisinin yürüyeceği taşları döşer, hem o taşların üzerinde yürümesiyle gerçekleştirir gerçek yazınsal metni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarı ve yaratıyı tanımlamada çok mu kapalı sözler bunlar!&lt;br /&gt;Yazınsal metnin betimlenmesinde çok mu kapalı sözler bunlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görsel belge akan yazı üst/ilişikte. Gezgin Güncesi alt/başlık, on yıl önce imzaladığım anlatı on yıl sonra burada. Şimdi birlikte izliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin Sonmez, &lt;br /&gt;Stockholm, 28 Aralık 2009&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SzkAB1sk1EI/AAAAAAAABxQ/MRXgGXhEWQw/s1600-h/SANY0013.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 343px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SzkAB1sk1EI/AAAAAAAABxQ/MRXgGXhEWQw/s400/SANY0013.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420363658111013954" /&gt;&lt;/a&gt;Gezgin güncesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezgin, öteki çok bilinen bir adlandırma ile ‘seyyah’. Çok tanınmış bir örnekse, Evliya Çelebi. Fakat seyyah, gezgin anlamını tam karşılamıyor. Seyahat ile Gezginlik de böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezginlik, ‘gezi’ eylemiyle sınırlanamaz. Gezgin de gezi yapan insan değildir. Gezgin, dünyaya felsefel bir açıdan yaklaşır. Bununla birlikte felsefesini kendisi, kendince yapılandırır kısacası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezgin, Genzinlik boyunca kendisini de ‘sil baştan’ ortaya koyarak sınar. ‘Ben kimim’ diye sormakla yetinmez. Kendi ‘nirvana’sını, kendi içinde kendisiyle dener. Buna girişir, bunu göğüsler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireylik (bireycilik değil) altyapsı ile kültür kimliği arayışı da girecektir, Gezgin’in gündemine. Bu arayış kadim insan kültürleri, doğa varlıkları kültürü ile iç içe girişerek birlikte atbaşı gidecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezginlik, hayatı daha da ağırlaştırma anlamında düşünülmemeli. Tam tersine Gezginlik, hayatı yalınlaştırarak fazlalıkları atmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta, büyük ve çok Büyük Gezginlik süreleri, hayatı basitleştirme ve birtakım bağımlılıkları atma sırasında sarsar, yıkarak yeniden yaratır Gezgin’i, kişilik ve kimlik sorununu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük, çok büyük Gezginlik Yolu’na çıkmadan önce, kendinizi küçük Gezginlik’te deneyin. Ruhsal ve bedensel uyumunuz nedir? Buna bakın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu sorun kendinize: ‘Ne kadar Gezginsiniz?’ Ve neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal Gazetesi, ana gazete s4, 11 Ağustos 1997 Pazartesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-7549098721959067131?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/7549098721959067131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2009/12/degerli-izleyici-bu-blog-nedir-ve-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/7549098721959067131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/7549098721959067131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2009/12/degerli-izleyici-bu-blog-nedir-ve-ne.html' title='Edebiyat, ölümsüzlük yolunda gezginlik; İkinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Szj_5vkiftI/AAAAAAAABxI/4QgJtbb5YmE/s72-c/SANY0004.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2003866456494154037.post-5111932907824775427</id><published>2009-09-27T10:38:00.000-07:00</published><updated>2009-09-27T21:17:09.507-07:00</updated><title type='text'>İnsan ve gezgin; İlk yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sr-8ZFXoLoI/AAAAAAAABXE/YfZIbjfIFbM/s1600-h/AFGANSTAN+KAPAK.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 260px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sr-8ZFXoLoI/AAAAAAAABXE/YfZIbjfIFbM/s400/AFGANSTAN+KAPAK.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386230818482433666" /&gt;&lt;/a&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat, nüfus hareketleri üzerinde kurulu bir okuldur! Edebiyat başka, gezi başka, diyebilirsiniz. Olsun! Edebiyat, yazınsal metin; roman, öykü, deneme başka, gezi başka ise, insan ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın! ‘İnsan ve Gezgin’ başlıklı bu blog sizleri şaşırtmasın! Yeniden uzun ince yollara çıkacak değilim! Dünya gezginliğini beklemeyin benden! Bu konuyu şimdilik bıraktım. Daha sonra, o günlerde başımdan geçenleri birer arkaplan olarak, belki anlatmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteci çelik gibi düzgün karekterli olmalı! Meslektaşının çıktığı yolda destek olamıyorsa köstek de olmamalı! Bu meslekte parlak çalışmalara imza atmaya kalkanlar için ilk tuzak en yakın meslektaşından gelir. Gazetecilik bireysel güç ve cesaret isterse de, arkada sana destek olmayan bir klik varsa ancak ölümüne olur o iş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bir kültür gazetecisi gibi davrandım o günlerde ve gittiğim yerlerdeki insanlar arasında olan tuhaf benzerlikleri ve benzer göründükleri halde benzemezliklerini serbest ve yansız bir gözlemci olarak anlattım. Bu tür yazılarım fotoğraflarımla yan yana bilinen birçok gazetede; Hürriyet, Radikal gibi Doğan Medya organlarında Güney Amerika, Çin ve Hindistan olduğu kadar, yine Hindistan konulu dizi yazılarım Cumhuriyet ve Aydınlık'da yayınlandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afganistan’a çıkarma yapılmasından hemen sonra Pakistan üzerinden kara yolu ile girişte başlayan ve Celalabad’dan bir gece yarısı bir taksi ile Kabul’a ölüm geçiti üzerinden gidişimi de anlattığım dizi yazılarım Cumhuriyet Gazetesi’nde (5, 12, 17, 23 şubat, 2, 3,  12, 17 Mart 2002) ilk sayfadan verilerek 8 ayrı gün tam sayfa yayınlandılar. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ben bunları da ‘İnsan ve Gezgin’ çerçevesi içinde görürüm.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bugün pekçok gazetecinin sanal ortamda yaptığı işlerin ötesinde sanal olmayan bir sanattır 'insan ve gezgin' ve 1990’da başlayan ve 2002’de Afganistan ve Ermenistan yazı ve fotoğraflarımla doruğa çıkan bu çalışma evremi, kendi isteğimle noktaladım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sr-9XfMHmoI/AAAAAAAABXU/OWp7T_-dloM/s1600-h/T+Sonmez+Hindistanda.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 218px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sr-9XfMHmoI/AAAAAAAABXU/OWp7T_-dloM/s320/T+Sonmez+Hindistanda.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386231890565372546" /&gt;&lt;/a&gt;Gurur da duyarım yaptığım bu gerçek gazetecilikle. Bunların çoğu da türüne göre yazınsal metindir. Bunları kitap boyutunda yayınlamayı da bir süre daha düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde yaşadığım arkaplanı ise fazlasıyla anlatmak istemem. Bununla birlikte başımdan geçenlerin birkaçını yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam da Afganistan’a gitme günlerimin öncesinde, üstüne üstlük bir de Cumhuriyet Gazetesi’nin Stockholm muhabirinin, Stockholm Türkiye Büyükelçiliği’nin (orada çalıştığı için) arkasına saklanarak yaptığı oyunlar var; ne gazeteciliğe ne de insanlığa sığar ki bunları o kişi ölmeden önce ‘Reporting Afganistan’ adlı kitabımda açıkladım; ’Sürrealist bir kaos ortaya çıktı! Sırtımdan bir hançer yedim!'*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik ben Cumhuriyet Gazetesi adına Afganistan’a gidiyorum!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra ‘Sanat Kırk Yıl’ adlı kitabımda bu konuyu arkaplan ayrıntılarıyla yazdım. O ‘ne gazeteciliğe ne de insanlığa sığmayan’ düzeneği kırarak ve bireyliğimle çevremdeki güvendiğim insanlara çok içerden kırılarak içsel ölümü aştıktan sonra, fiziksel ölüme kıl payı yaklaştım Afganistan'da hem de iki kez... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemlisi Afganistan sınırını aşarken ‘ölüm kapanı’na düştüm.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yukarıda değindiğim nedenlerle lojistik destek kesilmişti, tek başına idim ve telefonum bile yoktu. Afganistan sınır kapısı denilen yere elli metrelik boşluğu yürüyüp geçecek ve pasaportumu gösterecektim. Milisler burada beni çekip aldılar ve ara sokaklara girdik... **&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisini ise sekiz gazetecinin kurşuna dizildikleri ölüm geçitinde yaşadım. O gece belli noktalarda silahlı milisler beni arabadan indirmek istediler. Taksi şöförü de arabadan inmedi ve bana; 'İnme! İnersen kaybederiz,' dedi. Milislerle ağız dalaşı yapmadan uzun uzun konuştu ve yine de sonunda arkadan kurşunlanmayı göze alıp  bir anda hızla koptu ve sürdü arabayı ve bir rüya gibi o kabustan uzaklaştık.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu tür savaş muhabirliğini de içine alan yaşam deneyiminden sonra dünya gezginliğini beklemeyin benden, diyorum Değerli İzleyici. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle ise bu blog bu adla neden burada? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar, hemen herkes günümüzde birer gezgindir! En kolay gibi görünen durumlar var. İstanbul Pendik’ten, İzmit’ten, Adapazarı’ndan yola çıkıp İstanbul Avrupa yakasına her gün iş için gidip gelen insan; Stockholm’den sabah uçağı ile Berlin’e, Malmö’ye, Kiruna’ya giden ve akşam geriye dönen insan, gezgin değil de nedir? Sorarım!&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sr-8pQhpMJI/AAAAAAAABXM/aIU9BdUEM9Y/s1600-h/Afganistan+on+kapak+resmi.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 224px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sr-8pQhpMJI/AAAAAAAABXM/aIU9BdUEM9Y/s320/Afganistan+on+kapak+resmi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386231096355139730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu blog nedir ve ne olacak?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu blog günübirlik yaşayışta öne çıkan ve  önemlisi nüfus hareketleri ile yer değiştiren insan için onunla koşan ve onu gezgin diye algılayan zihinsel bir bellek olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat, nüfus hareketleri üzerinde kurulu bir okuldur! Böyle ise bu blog neden, sorusunun yanıtını da ortaya koyacağı ürünlerle verecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anlamda bu blog, üzerinde yürüyeceğim taşları döşediğim sırada, hem de o taşların üzerinde yürümemle gelişecek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Reporting Afghanistan,Sürealist Bir Kaos,127-129 2002 NİS Media,İst.&lt;br /&gt;** Reporting Afghanistan,'Ölüm Korkusu, s,71-83, 2002 NİS Media, İst.&lt;br /&gt; Burada yayınlanan fotoğraflar renkliler Afganistan'da, siyah beyaz Hindistan'da Tekin SonMez tarafından çekilmişlerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2003866456494154037-5111932907824775427?l=insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/feeds/5111932907824775427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2009/09/degerli-izleyici-edebiyat-nufus.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/5111932907824775427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2003866456494154037/posts/default/5111932907824775427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://insanvegezgintekinsonmez.blogspot.com/2009/09/degerli-izleyici-edebiyat-nufus.html' title='İnsan ve gezgin; İlk yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sr-8ZFXoLoI/AAAAAAAABXE/YfZIbjfIFbM/s72-c/AFGANSTAN+KAPAK.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
